I. Dünya Savaşı ve Büyük Kırılma
1918 yılını anlamak için I. Dünya Savaşı’na yalnızca tarihsel bir olay olarak bakmak yeterli değildir. Bu savaş, modern dünyanın kendisi hakkında kurduğu anlatının kırıldığı bir dönüm noktasıdır.[1]
19. yüzyılın sonuna gelindiğinde Avrupa kendisini tarihin merkezinde görüyordu. Sanayi devrimi, bilimsel ilerleme, teknolojik gelişmeler ve ekonomik büyüme Batı toplumlarına güçlü bir özgüven kazandırmıştı. Modern insan, akıl ve bilimin rehberliğinde insanlığın sürekli ilerlediğine inanıyordu.[2]
Bu dönemde yaygın olan düşünce açıktı:
Bilim geliştikçe savaşlar azalacak, akıl güçlendikçe insanlık daha barışçıl bir dünyaya doğru ilerleyecekti.
1914 yılında başlayan savaş bu iyimser anlatıyı kökten sarstı. Avrupa’nın en gelişmiş toplumları tarihte eşi görülmemiş bir yıkımın aktörleri hâline geldi. Savaş yalnızca cephelerde değil, fabrikalarda, şehirlerde ve gündelik hayatın her alanında hissedildi.[3]
Bu savaşın en sarsıcı yönü, farklı medeniyetler arasında değil, aynı medeniyetin kendi içinde yaşanmış olmasıdır. Modern Batı dünyası kendi kendisini yok etmiştir.
I. Dünya Savaşı yalnızca siyasi sınırları değiştirmedi; aynı zamanda modern dünyanın kendisine duyduğu güveni derinden sarstı. 19. yüzyıl boyunca akıl, bilim ve ilerleme fikri Batı toplumlarının en güçlü inançlarından biri olmuştu. Savaş, bu inancın ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Bilim ve teknoloji, insan hayatını kolaylaştırmak yerine kitlesel yıkımın araçlarına dönüşmüştü. Makineli tüfekler, kimyasal gazlar, ağır topçu sistemleri ve endüstriyel üretim kapasitesi savaşın ölçeğini daha önce görülmemiş bir seviyeye taşıdı.
İnsanlık ilk kez endüstriyel ölçekte ölümle karşılaştı.
Bu deneyim, modernliğin en temel varsayımını sorgulanır hâle getirdi:
Bilim gerçekten insanlığı daha iyi bir dünyaya mı götürüyordu?
Savaş sonrası Avrupa’da ortaya çıkan kültürel atmosfer, bu kırılmanın derinliğini açıkça gösterir. Sanat, edebiyat ve felsefe alanlarında anlam kaybı, yabancılaşma ve varoluşsal kaygı temaları giderek belirginleşti.[4]
Savaş sonrasında yaşanan değişim yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ontolojikti. Modern insan artık yalnızca dünyayı değil, kendisini de anlamlandırmakta zorlanmaya başlamıştı.
yüzyıl boyunca ortaya çıkan düşünsel akımlar bu krizin farklı yansımalarıdır:
Varoluşçuluk
Nihilizm
Yabancılaşma teorileri
Modernlik eleştirileri
Modern insan artık ilerleme fikrine eskisi kadar güvenmemektedir.
Bu nedenle 1918 yılı yalnızca bir savaşın bitiş tarihi değil, modern dünyanın kendisine dair inancının sarsıldığı bir eşik olarak okunmalıdır.
Bu kırılma, İsmet Özel’in “Batı medeniyeti 1918’de çöktü” cümlesinin tarihsel arka planını oluşturur.
Kaynakça
[1] Eric Hobsbawm, The Age of Extremes
[2] Peter L. Berger, The Sacred Canopy
[3] Oswald Spengler, The Decline of the West
[4] Zygmunt Bauman, Modernity and the Holocaust